Ethem ve Demirci Efe Olayları

C. Ethem ve Demirci Efe Olayları
Bu uygulamanın başlamasıyla daha ilk günden Birinci Kuva-yı Seyyare Komutanı ile ilişkiler hassaslaştı. İç ayaklanmaları önlemede gösterdiği başarı Ethem’e büyük bir şöhret ve itibar sağlamıştı. Ethem ve kardeşleri, devlet içinde devlet durumuna gelmişlerdi. Ethem istediği gibi halktan para ve asker toplamaktaydı. Cephedeki hareketlerde de bağımsızmış gibi davranmaktaydı. Ağabeyi Reşit milletvekili olarak Meclis’teydi. Önemli bir milletvekili grubu onları desteklemekteydi. Kazandıkları başarıdan başları dönen Ethem Bey ve kardeşleri kendilerini iktidarın ortağı gibi görmekteydiler. Orduyu küçümsemekte, milis esasına göre halk ordusu oluşturulmasını savunmaktaydılar. Yeşil Ordu adı verilecek olan bu ordunun çekirdeğini, Ethem kuvvetleri oluşturacaktı. Ankara’da hareketin siyasî dayanağını teşkil edecek örgütlenmeler de vardır. Özetle Ethem ve kardeşleri hem askerî ve hem de siyasî alanda iktidar olmak hazırlığı içine girişmişlerdir. Öyle ki Yozgat ayaklanmasından sonra, Ethem Ankara Valisi Yahya Galib’i, Çapanoğullarına el altından yardım  etmiş olduğu gerekçesiyle, tutuklamak istemiş, onun gönderilmemesi üzerine, Ankara’ya döndüğünde Meclis’in kapısına Mustafa Kemal’i asayacağını söyleyecek derecede ölçüyü kaçırmıştı. Bu kısa bilgilerden anlaşılacağı gibi Ethem olayının ana nedeni iktidara el koymak arzusudur.
Olayın  patlak vermesinin yakın nedenleri ise, Ethem ve kardeşlerinin Cephe Komutanları ile olan sürtüşmeleridir. Kuva-yı Seyyare’ye verilecek olan tahsisat, iaşe ve mühimmat miktarının saptanması için istenilen ellerindeki silâhlı ve cephane miktarını  ve ihtiyaçlarının dökümünü  bildirmeyi Tevfik Bey reddediyordu. Bunların bilinmesi istenmiyor! Kendilerine verilen  Birinci Kuva-yı Seyyare unvanını kabul etmiyorlar buna mukabil “Umum Kuva-yı Seyyare ve Kütahya Havalisi Komutanlığı” sıfatını benimsiyorlardı. Yasaklanmasına rağmen gizli şifreyle haberleşiyorlar, memleketin iç kısımlarından asker devşiriyorlar, mıntıkalarındaki sivil memurları kovalıyorlardı. İsmet Bey Kuva-yı Seyyare’nin sırf düşmanla meşgul olmasını ve cephe gerisi ile alakadar olmamalarını temin maksadıyla Simav’da bir komutanlık oluşturdu ve Albay İbrahim Bey’i bu göreve getirdi. İbrahim Bey, Tevfik Bey tarafından “ben mıntıkamda başka bir memur istemem, o işi ben yaparım”  gerekçesi ile geri çevrildi. Tevfik Bey bununla yetinmemiş, Batı Cephesi Komutanlığına günlük raporları vermemeğe, doğrudan doğruya bunları BMM Başkanı’na yani Mustafa Kemal Paşa’ya göndermeye başlamıştı. Cephede ciddî bir kriz başlamıştı. Birinci Kuva-yı Seyyare, cephe komutanlarını tanımamakta, İsmet ve Refet Beylerin görevlerinden alınmalarını istemekteydi.
Mustafa Kemal her türlü tedbiri olmakla beraber, Ethem kardeşleri silâh kullanmadan nasihatla yola getirmek için ciddi gayretler sarfetti. Ethem’le İsmet Bey’i  Eskişehir de yüzleştirme girişimi Ethem’in Eskişehir’de trenden habersiz ayrılmasıyla gerçekleşmedi. Kendisine gönderilen  arabulucuların girişimleri olumlu bir sonuca ulaşamadı. Ethem’in İstanbul Hükümeti ile haberleştiği ortaya çıkınca, ordu birlikleri, Birinci Kuva-yı Seyyare’ye karşı harekete geçirildi. Cephe Komutanı İsmet Bey, Ethem’e son bir uyarıda bulundu. 29 Aralık tarihli bu yazıyla BMM Hükümeti’nin kararlarını tebliğ etti. Bunda Birinci Kuva-yi Seyyare’nin diğer bütün askerî kıt’alar gibi kayıtsız şartsız BMM’nin kanunları ve  Hükümetin emirlerine itaata ve askeri zaptırapt ile sorumlu olduğu, her türlü işlemin emrinde olduğu kumandanlık aracılığı ile yürüyeceği vurgulanmaktadır. İsmet Bey durumu Ethem’e açıklayarak  şahsı adına son bir teklifte bulunmuş, BMM’nin kararına uygun olarak, münasip gördüğü şekil ve tertipte Kuvayı Seyyare  başından çekilmesinin hem kendi ve hem de Kuva-yı Millîye mensupları için faydalı olacağını belirtmiştir. Buna Ethem meydan okuyan bir eda ile cevap verir: “Büyük mücadelelere girişmiş zevatta hayat korkusu yoksa, Uşak cephesine buyurunuz, böyle olduğunuzu, bu liyakatta olduğunuzu ispat ediniz. Taarruzunuzu bekliyorum.”
Bu cevap üzerine, düzenli birlikler Gediz yönünde ileri harekete başladılar. Ethem savaşı kabul etmeyerek geri çekilir. Emrindeki birliklerden bazıları düzenli ordu ile çarpışmak istemezler, Ethem onları hareketlerinde serbest bırakır. Bir taraftan da Yunanlılarla ilişkiye girmiştir. Yunanlılar ile Ethem arasında ateşkes yapılmış ve Yunan kuvvetleri Eskişehir yönünde ileri harekete geçmişlerdir. Savunma yapacak olan İnönü mevzilerinde sadece bir tümen vardır. İsmet Bey, Ethem kuvvetleri karşısında Yarbay İzzettin (ÇALIŞLAR) Bey’i Kütahya’yı savunmak ve İnönü mevzilerinin arkasını güven altına tutmakla görevlendirir. İsmet Bey elindeki kuvvetlerle üç gün içinde Gediz’den İnönü’ne yetişir. Bu arada İzzettin Bey Kütahya’yı başarıyla savunur, Ethem üç günlük bir savaştan sonra çekilmeye başlar. Refet Bey’in süvarileri asileri takibe başlarlar. İnönü’de düşmanı çekilmeye mecbur eden başarıdan sonra, serbest kalan kıtalar Kütahya yönünde harekete geçmişlerdir. Bu durumda Ethem kuvvetleri dağılmaya başlamış, Ethem kardeşler çareyi Yunanlılara sığınmakta bulmuşlardı232.
Ethem, Ankara ile iplerin gerildiği günlerde, Demirci Efe ile ilişki kurmuş, onu da ayaklanmaya davet etmişti. Kuva-yı Millîye’nin düzenli ordu bünyesine alınmasına karar verilince, Demirci Mehmet Efe’ye kuvvetlerinin bir kolordu olarak teşkil edilmesi ve kendisine de Kolordu Komutanı payesi verilmesi  teklif edildi. Efe kesin bir cevap vermez, oyalama taktiği uygular. Ethem’le haberleşmesi öğrenilince, Refet Bey bir baskın hareketi düzenledi. Demirci Mehmet Efe ancak kaçabildi. (16 Aralık 1920). Demirci Efe şahsına bir zarar verilmemesi şartı ile 30 Aralık’ta hükümet  kuvvetlerine teslim oldu. Bir işe karışmamak şartıyla Efe’nin elli kişilik maiyeti ile Karasu ilçesi civarında oturmasına izin verildi.
Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe ayaklanmalarının başarı ile bastırılması ve I. İnönü zaferinin  kazanılması ile Kuvayı Millîye birlikleri düzenli ordu içinde yerlerini aldılar. “Artık millî hükümet her emrine itaat eden düzenli bir orduya dayanıyordu”.
Özetleyecek olursak, 23 Nisan 1920’de BMM açılmış, Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçilmiş, hükümet teşkil edilmiştir. İstilâcı güçlerin ve İstanbul Hükümeti’nin düzenledikleri, Ankara kapılarına  dayanan iç ayaklanmalar bastırılmıştır. İç ayaklanmaların bastırılmasında büyük hizmetleri geçen, fakat kendi başına buyruk hareket eden, emir-komuta dinlemeyen, iktidara elkoymak isteyen Ethem ve kardeşleri gailesi ortadan kaldırılmış, düzenli ordu oluşturulmuştur. Bundan sonra savaş, gerillâ taktiği ile değil, düzenli ordu birlikleri ile savaş kurallarına göre yönetilecektir.
Genç TBMM Hükümetinin genç ordusu, Doğuda Ermenistan, Güneyde Fransa, Batıda da Yunanlılarla silâhlı çatışma halindeydi. Ayrıca Boğazlar mıntıkası başta İngilizler olmak üzere, işgal altında bulunmaktaydı.
Mustafa Kemal bu durumda yeni devletin harp stratejisini ve dış politikasını, Misak-ı Millî çerçevesinde, gerçekçi bir şekilde tesbit etti. Daha önce belirtildiği gibi, Mustafa Kemal derin sezişi ile işgalci güçler arasında görünüşteki dayanışmaya rağmen, aralarındaki çıkar ayrılıklarını görmüş ve harp ve dış politika hedeflerini buna göre isabetle tayin etmiştir. Bu politikanın esası şudur: İtalya ve Fransa ile anlaşmak ve uzlaşmak, Batılılarla çatışma halinde bulunan Sovyetlerin dostluk ve yardımını temin etmek, Yunanistan’ın en büyük destekçisi olan Büyük Britanya’yı silahlı bir çatışmanın dışında tutmak, barışçı yoldan anlaşmaya imkân olmayan Ermenistan ve Yunanistan’ı da kademeli bir şekilde silâh zoruyla vatan topraklarının dışına atmaktır.
Bu itibarla askerin harekât bakımından öncelikli olarak Doğu cephesi ele alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder